Sign Graphic Türkiye'nin ilk ve tek Açıkhava Reklam Dergisi        
 
 
Sık Kullanılanlara Ekle   |  Ana Sayfam Yap     
    Yeni Ürünler
    Reklam Malzemesi
Satıcıları
    Serigraf Malzemesi Satıcıları
    Neon Malzemesi Satıcıları
    Promosyon
Malzemesi Satıcıları
    Display - Banner İmalatçı Satıcıları
    Reklam İmalatçıları
    Röportajlar
    Makaleler
    Fuar Haberleri
    Haber Arşivi
    Sizden Gelenler
    Haber Gönder
    Hakkımızda
    Reklam Verin
    Dernekler
    Sponsorluklarımız
    Son Dakika (RSS)
    Tabela
Hosgeldin, Misafir
Üye Adı

Sifre


(Kayıt Ol)
(Şifre Hatırlat)


Ziyaretçiler
Aktif : 9
Bugün: 367
Toplam: 1397796

  Ip: 38.107.191.90

Bağlı Üyeler
< width="142" height="120" src="online_uye.asp" frameborder="0" class="style11">
 
 
 
 
 
 
 

ÇAY SOHBETLERİ ERZURUM'DA

Emin COŞKUN
Açıkhava reklamcılarımızla birkaç yıldan beri uyguladığımız bir toplantı geleneğimiz oluştu. Bu yıl da sponsorum olan Prodijital firmasının katkıları ile devam ettiriyoruz. Daha önceki toplantılarımızda belirttiğim gibi meslektaşlarımızın dergimiz aracılığı ile ne tür işler yaptıklarını, ekonomik durumlarını, sorunlarını oturup birlikte konuşarak bunları bütün Türkiye'de sektörümüz insanlarına duyurarak nasıl bir sektör olduğumuzu ortaya çıkarmaktır. Bu sektörde neler yapıldığını öğrenmek, ortak sıkıntılarımızı problemlerimizi çaylarımızı içip, sohbetimizi yaparak sizlerle konuşmak istiyorum.
SignGraphic dergimizle sektörün ilk ve tek yayıncısı olarak sizlerle bu konuları ve sorunları konuşmamdaki en önemli neden birlik ve beraberliğimizi sağlayarak sorunlarımızı çözecek bir meslek odamızın kurulmasına yardımcı olmaktır.
Şurası kesin olarak ortaya çıkmıştır ki sektörümüze dernek değil, oda gerekmektedir. Var olan Ared, Açıkhava Reklamcılar Derneğimiz zaten gerektiği gibi dernek olarak çalışmalarını başarılı bir şekilde sürdürmektedir. Ancak sorunlarımızın çözülmesinde, sektörümüzün temsil edilmesinde bu derneğimiz yetersiz kalmaktadır. Bizim mutlaka Eczacılar odası, Şoförler odası, Barolar Birliği gibi bir odamızın olması gerekmektedir.
Şimdi bu konuda neler yapabiliriz, geleceğe nasıl bakabiliriz önce bunu konuşmamız lazım. İl il sizin düşüncelerinizi dinlemek için geliyoruz. Bunları bir paket halinde yıl sonunda topluyoruz ve yıl sonunda bir değerlendirme yapıp reklamcılar olarak ortak sorunlarımızın neler olduğunu ortaya çıkartıyoruz.
Biliyorsunuz bizim tabelacılık sektörü hala sektör olarak kabul görmüş değil.
Tabelacılığa 1974’te başladım ve yaklaşık 36 senedir bu sektörün içindeyim.
Ne yazık ki bizim zamanımızda böyle baskı, kesme ve oyma teknolojisi yoktu. Zaman öyle hızlı akmış ki birden bire kendimizi eskimişiz gibi gördük. Fırçadan gelen arkadaşlarımızda vardır mutlaka aranızda. Biz ve bizden öncekiler o dönemin saç, profil, alüminyum, ağaç, çekiç, çivi, boya ile bu işleri götüren insanlarıydık. Böyle başlayıp işini geliştirip büyüten ve günümüzün çok büyük dev firmaları haline dönüşerek halen faal olan şirketlerimiz de var. Bunlar gurur verici. Şimdi o firmalar kendilerini sanayici olarak görüyorlar reklam işi yapmasına karşın.
Tabela sektöründe küçüğü de büyüğü de aynı işi yapıyor neticede. Sektörümüzün içindeki firmalar bunlar. Büyükler büyük çaplı işleri yapmalarına rağmen haddini bilmez küçüklere pek sempati ile bakmazlar. Küçükler büyükler için ayak bağı olurlar. Kapasitelerine bakmadan işlerine talip olurlar.. Ama işin doğası bu işleri veren reklam verenler, artık hangi firmanın kendilerine nasıl hizmet vereceğini çok iyi bildiklerinden pek sorun yaşanmıyor.
Bizde hem küçük, hem büyük, hem orta ölçek kapasitesine göre kimler nasıl çalışıyor nasıl mücadele veriyor bu toplantılarımız sayesinde öğrenmeye başladık.
Sektörümüzde ilginç hikayeleri olan arkadaşlarımızda var. Büyümenin, şirketleşmenin yada dışa açılmanın örneğini vererek, sağlıklı sabırlı çalışarak adım adım ilerlemiş yükselmiş ve oturmuş firmalarımızın yaşam öyküleri her biri bir ders niteliğinde.
Son yıllarda dijital baskı makinelerinin tüm sektörümüzde kullanılmaya başlaması ile başka sektörlerden de dijitale büyük ilgi var. Matbaacılar, kırtasiyeciler, fotokopiciler, ya da emekli bazı vatandaşlarımız olsun birer dijital baskı makinesi alan bu işe giriyor.
Reklamcı sayımız büyüyor o zaman.
Ama ne oluyor?
Pastada küçülüyor.
Pasta küçülünce herkesin şikayeti umduğunu bulamamak veya umduğu işi bulsa da kıyasıya rekabet derdiyle karşılaşıyor. Rakamlar küçülüyor, az kârla da olsa iş almaya çalışarak fiyatlar kırıyor, çünkü işçisinin parasını, aldığı malzemelerinin, makinelerin taksitlerini, kirasını, elektrik, su, telefon ile sigorta ve vergi borçlarını, ödemek için çırpınıyor.
Kolay değil arkadaşlar. Bu zaman da devletin maliyesi, belediyesi, diğer kurumlar tepenizde. En yakın, eşinizden çoluğunuzdan çoğuğunuzdan bile yakın sizinle yatıp kalkan bu kurumlar var.
Kazanın kazanmayın tepenizde, önünüzde, arkanızda.. Nefes almanız için her kazancınızdan önce onları memnun edeceksiniz..
Ekonomimiz de sağlıklı değil. Bu yüzden işimiz zor..
Bu nedenle buradayız ve dertleşelim istedik..
Aslında bu kadar reklamcı çoğalmasına rağmen Türkiye'nin ekonomisi de 30 sene öncesi gibi değil.
Son 10 yıl içinde kurulmuş büyümüş süpermarketler, alışveriş merkezleri, tekstil firmaları, petrol şirketleri, yeni kurulan veya yurtdışından gelen bankalar.. Bir çok büyük firmalar var..
Aslında pasta büyük ama istikrarlı çalışan, kendini kanıtlayan ve çalışmaya başladığı firmayla uzun yıllar süre gelen bir iş birliğini yürüten firmalar hala bu istikrarıyla birlikte hem kapasitesini genişletiyor hem yatırımı büyütüyor.
Biz az önce kendimizi tanıtırken toplanma amacımızın nedenlerini açıkladık aramızdaki bu sohbet havasında problemlerimizi sıkıntılarımızı konuşmak için her yıl böyle toplantılar düzenliyoruz.
Türkiye’nin çeşitli illerinde ve bu senede sıralamanın içerisine Erzurum'u da kattık Erzurum'da sizin gibi değerli arkadaşlarımızın çalıştığından haberimiz oluyordu ama tanışmak ve konuşmak bugüne nasipmiş.
Artık İstanbul - Erzurum farkı yok. Aklını kullanan, her yerden kendine iş alabilir, yaratabilir.
Ben sizlerden öncelikle Erzurum'da geçmişte veya şimdi yaşadığınız, bugüne kadar süre gelen sorunlarınız varsa onları konuşmak, birbirinizle olan ilişkilerinizin durumunu öğrenmek, aranızdaki iş ilişkilerinizden ziyade meslektaş olarak arkadaşlık ilişkileriniz ne durumda bunları bilmek istiyorum.
Çünkü bazı sektörlerde görüyoruz imreniyoruz. Bizden başka hemen hemen tüm sektörlerde bir dayanışma, bir birlik oluyor. Bu sektörler bu birlikleri sayesinde bir takım aşamaları da kaydediyorlar gelişmeler yapıyorlar, destek oluyorlar.
Ama maalesef bizim sektörümüzde, sanırım sektör olamadığımızdan herkes, "Ben reklamcıyım, başka reklamcı tanımıyorum.." Havasında ve düşüncesinde olduğumuz için biri diğer meslektaşını küçümsüyor ya da yok sayıyor. Başarısız olduğunda başarısızlığın nedeni olarak en büyük kabahati meslektaşında görüyor. Kendisinin işlerini allem edip kallem edip ucuza kapatmasına bağlıyor.
Biz bunları düzeltmek istiyoruz. Amacımız sizleri her zaman böyle bir arada görmek.
Umut ediyorum ki birlik beraberlik ve dayanışma ile daha çok gelişirsiniz. Hep birlikte ülkemiz adına, toplumumuz adına çevremiz adına, ailemiz adına başarılı çalışmalar yapmış oluruz.
Reklamcılar arasında rekabet de olsa dostluk her şeyden önce gelir.
Dayanışma yaparak dostlukları ilerletmek için bir araya gelip oturup yemek yemek, sohbet etmek, hafta sonları buluşmak yada mesai saatinden sonra oturup iki laf etmek bunları değerlendirmek gerekiyor.
Sektör olmamız lazım. Biz bir aileyiz. Artık sektörümüz içinde dijital baskıcısı, tabela imalatçısı, serigrafçısı, ledçisi, neoncusu, displaycisi, yönlendirmecisi, malzemecisi var.. Ne yazık ki bunu bir türlü gerçekleştiremiyoruz. Bunun nedeni birbirimizle olan ilişkilerimizin zayıflığından yada insanların bir birini tanımak istememesinden kaynaklanıyor.
Herkesin kendine göre bir çekingenliği var. Bu çekingenliklerin altında da psikolojik olarak işimi kapması, müşterimi kapması, müşterime teklif verir, elemanımı çalar gibi korkular ve kaygılar yatıyor içimizde. Bu yüzden birbirimizi sevmiyoruz gibime geliyor. Seviyor görünüyorsak da bir çoğumuz sevmiyor.
O yüzden birbirimize saygı ve sevgi duyarak yaklaşalım, sorunlarımızın çözümünü kolaylaştıralım. Bazı büyük sorunlar böyle küçük adımlarla çözülür.
Hepinize sevgi ve saygılarımı sunuyorum.

Serdar Koç:
"Torun holding bizim sektöre giriyor.
Bu işe ciddi makine ve malzemeyle yatırım yapacak."


Serdar Koç: Reklam sektörü büyümeye elverişli sektör. Büyüklerin olmadığı bir sektör Yani Koç ve Sabancının olmadığı büyümeye elverişli, devamlı yeniliğe açık bir sektör. Biz bu sektöre girerken fizibilitesini de öyle yaptık.
Bugün Ared de duyduklarımız, gördüklerimiz, çok şaşırtıcı insanlar bu kadar saf ve iyi niyetli. Derneği kendilerine kar avantajna döndürmek için hamleler yapan firmalar oluyor. Doğal olarak sektörün büyüme ihtimalini ortadan kaldırıyorlar. Biz de biliyoruz sektör dernekle, federasyonla, vakıfla büyür fakat eğer dernek buna engel olamazsa ne sektörü büyütebilir ne derneği büyütebilir.
İstanbul'da da ticaretimiz var. Şimdi doğu batıya göre eksi puanda. Neden? Çünkü lojistik sorunu var. Herkes biraz ahpap çavuş ilişkisinde, birazda insanların ekonomik gücünden dolayı vade sorunu var. Kendini büyütemiyorsun.
Ben geçen sene 4 trilyonun üzerinde bir para koydum. 5-6 da koysam gider. Bu sene 2 daha koydum oda gitmiş. 6 trilyon ile Doğu Anadolu, Doğu Karadenizi finanse etmiş. 6 trilyona adam Eti, Ülker bayiliği yapıyor. 6 trilyona 30-31 gün vade yaptığı zaman kardeşim bu çeki 1 gün önceye alır mısın diyor. Biz bunları yaşıyoruz. Marketçiyiz mal alıyoruz. Mesela Salı günlerine ödeme yazmamız gerekiyor ben bir gün sonraya yazıyorum. Salı günlerine vadesi geliyor, çarşambaya yazdın, abi bunu Salıya çevirir misin diyor. Ne oluyor sektör büyüyor.
Sen şimdi bu sektörü büyütmek için Türkiye'ye baktığın zaman, ithalatın zor. Parayı iki ay önceden gönder, iki ayda mal gelsin birde akredetifini öde, yetmemiş gibi 4-5 ay vade yap. 10 trilyon koysan bir yılda 2 defa çevirebiliyorsun.
Aynı şekilde bu tabelacı arkadaşlarda öyle. Neden? Bir örnek vereyim. Bugün otomotiv firması bir plaza yapıyor. Tabelasını yaptırmak için tabelacıya sipariş veriyor. Tabelacı araba aldığı zaman otomotiv firmasına 21 günde para öderken firma tabelacıya 280 günlük çek veriyor. O tabela halbuki onun markası. Otomotiv firması neden böyle yapıyor? Çünkü tabelacılar arasında bir birlik olmadığından, dostluk olmadığından,.
Önerim şu; Büyükler olmadığı için bizim eksiğimiz var, birde artımız var, hamle yapma şansımız fazla. Yani büyükler derken Koç'un, Sabancı'nın Zorlu'nun olmadığı bir sektör. Zaten onlar bu sektörlerde fazla değil. Ama Torun Holding bizim sektöre giriyor. Bu işe ve ciddi makine ve malzemeyle yatırımı yapacak Mehmet Torun ve tepeden kurumsal firmaları bağlayıp işlerini yapacak.


Bünyamin EMEÇ (Türkeli Reklam): Serdar bey konuyu özetledi. Yani sektörün sıkıntısı ortada. Şirketler tabelacıyı ciddi bir firma gibi görmüyor. Bir otomotiv firmasına gidip tabela yapıyorsun dediği gibi 21 günlük çeki şirketine ödüyor senide karşısına dikiyor 180 gün azcık daha yumuşak görse 12 aylık çek veriyor
Bu işlerin düzgün hale gelebilmesi çok zaman ister emek ister. Bunun en güzel yolu sivil toplum kuruluşlarıdır. Yaptırım uygulaması gerek. Düşünün şimdi Erzurum'da 10-15 firma olarak birlik beraberliğimiz olsa diğer küçüklere de rehber olacak, örnek olacak, bunların istediği olacak.
Bizim için çözüm birlik ve beraberlikten geçiyor. Ben araştırdım, bir oda kuralım dedim. Kanun mevzuat uygun değil. 500 tane üyen olacak ki gidip bir oda başvurusunda bulunasın 500 toplamak bir ilde mümkün değil bugün İstanbul da 500 kişiyi zor toplarsın.

Serdar Koç: Toplarsın. Oda nasıl olur? Mesela adam bakkal, bakkalların bir odası var. Adamın bakkal olduğuna dair belgesi var. 500 tane tabelacı topluyorsun ama adamların elinde ticaret odasına kayıtlı tabelacılıkla ilgili bir evrağının olması gerekiyor. Çıraklık okulundan olabilir. Yoksa ben 500 tane adamı toplarım. Diyelim Erzincan’da Erzurum’da kurdum odayı ama tabelacı olduğuna dair evrak istiyorlar. Devletin kanununda tüzüğünde senin tabelacı olduğuna dair evrak veriyor mu?
Reklamcı olarak çok kolay tanımlanıyoruz fakat bu işle ugraşmak lazım. 5 gün sen, 5 gün ben vakit ayıralım Ankara da bunu çözelim. Konuşmaya gelince reklam sektöründe bu işin duayeni benim diye herkes el kaldırıyor. Duayenler ne yapmış? Bir gösterin bu sektörün gelişmesi için ne yapmışlar? Birileri bir adım atsın ben 10 adım atarım.

Emin Coşkun: Korku var herkes de. Ben elimdeki müşteriyi de kaybedebilirim diye düşünüyorlar. Ben şimdi girersem benim ne yaptığımı herkes öğrenecek. Sektör sanki gizli örgüt gibi çalışıyor. Müşterimi kimse öğrenmesin, kime yaptığımı öğrenmesin diyor ama tabelayı taktığın zaman görülüyor kime ne yaptığın.

Muhittin Aydın (Palandöken Reklam) : İşin özü, dernek, holding, şirket ne kurarsanız kurun isterseniz tabelacılar devleti kurun hiçbir sorun çözülmez.
Nedeni insanlar bir kere kendisine saygısını kaybetmiş. Sektörel olarak kendisinin insan olduğunu, karşısındaki büyüğüne küçüğüne saygısını kaybetmiş. Güven hiç yok.
Şimdi simitçi, kahveci emekli, öğretmen reklamcı oluyor. Önüne bir bilgisayarı koyup, photoshopta iki harfi yan yana getiren hemen reklamcı oluyor Dışarıdan gelip bu işte iyi para var diyen reklamcı olanın dün bir şeyi yoktu bugün şuyu var buyu var, mesleğe dışarıdan sızıntı çok fazla. Bununla beraber eskiler ne yapıyor? Dernek değil ne kurarsanız kurun kesin çözüm olmadığı sürece sürtüşmeler devam eder.
Bir savaş yapılır bir taraf kazanır bir taraf kaybeder yani berabere biten bir savaş yoktur. O nedenle tabelacılar sektöründe bir savaş olması lazım. Çatışacaklar iyiler kalacak kötüler batacak.
Kendisi de şimdi aramızda olan bir arkadaşımız bizim iş yaptığımız müşteriye "Bizden niye fiyat almıyorsunuz, onlar ne ki? Bunlar bu işi yapamaz.." diyebiliyorsa benim şahsıma böyle bir sektörde dernek değil başına evliyayı da getirsen oturtsan çözüm olması mümkün değil.
Bir çatışma olması lazım giden gidecek kalan kalacak.
Hepimiz buradayız kardeşiz ama ticaret yönünden iyi değiliz. Bu çatışmadan kaynaklanan sıkıntı. O yapmasın ben yapayım, onun makinesi şöyle, benim makinem böyle, onun makinesi şudur benimki budur. Bir birimize saygımızı kaybettiğimizden dolayı Erzurum’da bunun olması mümkün değil. Türkiye genelinde de aynı. Yine diyorum çatışma olmadan bu işin çözümü de mümkün değil.

Serdar KOÇ: Erzincan’da marka bir giyim mağazası açıldı. Herkes gitmiş oraya. Şirketin müdürü beni nereden bulduysa benim marketin ofisine geldi dedi ki. "Bizim böyle bir sıkıntımız var tabelamızı tabelacı takmadı. 15 gündür bunun yüzünden mağazamızı açamıyoruz bunu nasıl çözeceğiz?"
Dedim ben malzemeciyim, desem git şuna yaptır işini, öbürü diyecek ki ya ben bunu yapıyordum zaten sen benim işime engel oldun. Düşündüm 15 dk. Beyefendi sen çayını iç ben sana nerde ne dükkan varsa söyleyeyim. Şu işe bak Tabelacı adam işi almış ama basmıyor yapmıyor, takmıyor.. Yok demircim çıktı, makinemin kafası koptu gibi inanılmaz şeyler söylüyor böyle. Halbuki işi kaçırmamak için almış, ama işi başkasına dağıtmayı da kendine onur meselesi ediyor vermiyor. Tabelacı böyle iyi olur mu? Sen o adama çek almaya gittiğin zaman sana 200 günlük çeki dayayacak tabi. Sonra gelecek bana abi çok mücadele ettim ama evrak bu. Yani bana bu malzemeyi ver. Sonra otur Serdar düşün çık işin içinden..

Erzincan’da 360 tane berber varmış. Nüfus 80 bin. Her gün bir kişiyi traş etse ki mümkün değil para kazanamaz ama o 360 berber para kazanmayan berberleri bir araya getirip sen 5 liradan sen 6 liradan traş edeceksin diyebilecek pozisyona gelmişler.
Senin m2'ye şu kadar fiyat vereceksin diyebilecek pozisyonun var mı? Yok. Niye yok? Çünkü herkes sabah kalkıyor ilk gözünü açtığı yere doğru koşuyor. Elinde defteri çiziyor. Bu yeni moda.. Yani adamın dış cephesini tabelacı kendi gözüyle beğenmiyor. Oturuyor photoshop'ta oraya adamın ismini ve güzel bir bayan resmi koyuyor çıkıyor geliyor. Adamın aklında tabela işi yok ama kardeş diyor buraya böyle yaparsak süper olur. Adam da beğeniyor ya da beğenmese bile bir kere yorum yaptı ya tamam. Getirdi adama verdi ama ben bunun parasını nasıl alacağım bunun fiyatını nasıl konuşacağım. Adamın öyle bir düşüncesi yok. Bugün 200-300 günlük evrakta getirse Serdar vermezse Hasan verir o vermezse Hüseyin verir. Sıkıntı yok bu malzemeyi alır. Ondan sonra ne olacak o adamın 200 gün sonra ayakta kalacağının garantisi var mı?
Adam yeni iş yeri açmış 200 gün içerisinde iş yapıp da o parayı sana ödeyeceğinin garantisi var mı? Şimdi Nerden tahsilat yapıyoruz biliyor musunuz? Kapanan dükkandan yani tabelacıdan değil. O evrağı ciro yapan firmalardan, ya işte iş buralara gelmiş.

Muhittin AYDIN: Sebep şu ben İbrahim abiye 10 lirayla gelip makineyi alıyorum 100 liralık iş yapmaya kalkıyorum sonra ne oluyor piyasa düşüyor. Namuslu esnaf çöküşe geçiyor. Oda bir an önce İbrahim abinin parasını ödesin diye çırpınıyor ama bir bakıyosun İbrahim abi ikinci el makineyi kucaklamış götürüyor, adam piyasada yok peki namuslu esnaf ne oldu abi bana yazık değil mi.

İbrahim Tekeş: Ben tanımadığım insana mal göndermem dün sen bana ne dedin. Kesim ploterı istedin bende sana gönderiyorum ama Serdar'ın hesabına yazdım dedim bitti. Ben ona gönderirim sen makineni bil dedim.
Ben hakikaten bilmediğime tanımadığıma referans almadığıma mal vermiyorum.

Serdar Koç: 30-40 yıldır bu işi yapıyorum diyen birçok arkadaş var. Oturun 1 m2 vinil boya maliyetide dahil ne kadara mal oluyor hesap çıkarın. Bu adamında evine ekmek götürecek parasını koyun rayiç belirleyin deyin ki kardeşim 1 m2 baskının fiyatı bu. Bu m2 100'ün üstüne çıkarsa bu kadara düşer bilmem 1000'in üzerine çıkarsa bu kadara düşer. 1 m2 kompozit oyma led'li tabelanın fiyatı bu. Bunu yapmak çok mu zor yani. Herkes birbirine güvensin. Benden gidiyor ama öbür arkadaşta da yaptıramayacak düşüncesi insanın içinde olacak. Ared değil istersen Reklam Cumhuriyeti kur yukarıdan yapmayla hiçbir şey olmaz.
Bu piyasada çok insan batacak. Emin olun bu konuda mütevazı davranmayacağım. Sektör kötü diyorsam gerçekten kötüye gidiyor. Bu konuda hiç mütevazı olmayacağım iyi analiz yaparım çünkü. Bununda geçmişte örnekleri mevcuttur.

Emin Coşkun: Çok farklı dallarda oynuyorsunuz Serdar bey bu sektöre güvensizliğinden midir
Serdar Koç: Hayır abi hiç kimse bana bunu diyemez. Bugün ben kendimi mağdur ettim hiç kimseyi etmedim. Daha 1-2 kişi hariç bu sektörden kimseyi icraya vermedim. Dayanabilecek insan varsa çıksın gelsin. Geçen gün birileri arıyor Mersin'den 20 gündür paramı ödemiyor diye. İcraya verecekmiş. Telefonu kapattım. Biz 20 günü peşin sayıyoruz…

2011 Erzurum Üniversite Kış Oyunları

Muhittin Aydın: Ben bu işin başını söyleyeyim. Şimdi bu adamlar 2011 hikayesini organizasyonunu yapacaklar ihaleye çıkmışlar. İnternetten yazı yazmışlar demişler ki “2011 organizasyonu reklam işleri ihaleye çıkarılıyor” İnternetten çıktıla,r verdikleri tasarım, broşür, 5 gün içersinde yapacaksın, İstanbul'a da getireceksin. Akıl var mantık var. Ulusal bir organizasyon yapacaksın 5 günde teklif istiyorsun. Sonradan biz itiraz ettik. Bu kez uzattılar 10 güne. Top yekün paket halinde çıkarttılar. sonra baktık ki 10 günde iş bitmiş haberler verilmiş adamlar İstanbul'dan buraya geldi.
Erzurum'dan hiç kimsenin haberi yok. Biz internetten bakmasak, araştırmasak bunu bileceğimizde yok. Sonra paket ihale olarak komplesine çıkarmışlar. Reklam ve tanıtım demişler. Yani Paket yapmışlar. Diyor ki biz bu işi Türkiye’de belli başlı prodüksiyon ajanslarına vereceğiz. Siz Erzurumlular kışın ayazını yemişsiniz, kış uykusundan çıktığınız yok. Gidin mahzeninizde avucunuzu yalayın oturun. Türkiye'deki diğer reklamcılar sizde gidin uyuyun çünkü biz bunu zaten kafamızda şartlandırdığımız insanların şartlarına göre ayarladık top yekün veriyoruz. Şimdi ne diyorlar kardeşim vinil baskısının ihalesine gelip girseydiniz. Siz paket yapmışsınız bunları. Tek tek yapmış olsaydınız vinil baskı zaten bize yine fırsat kalmayacak İstanbul'dan büyük baskı firmaları gelip alacaktı.

Muhittin Aydın : Bakın ben işin çözümünü burada söyleyeyim. Herkes burada delikanlı olsun. Ama ben işin aslını biliyorum. 2010 mevzuatında, diğerlerine karışmıyorum. Bize ciddi manada Erzurumlulara iş dağıttılar dağıtmazlarsa delikanlı olun, yapmıyoruz deyin. Getirdikleri angarya işlerini yapmıyoruz deyin. Kovun bunları yapmıyorum deyin.

İbrahim Tekeş: Yani lojistiğin 70 buradan yapılacak

Serdar Koç: Ne yapılacak abi iş o boyuta gelsin göreceksin gider Bayburt'taki bir tabelacıya yaptırır. Erzincandaki tabelacıya yaptırır. yaparlar . Karar öyle değil. Bu devletin amiri var, memuru var. Gideceksin amirine, memuruna durumu anlatacaksın kardeşim böyle değil bu iş diyeceksin. İki tane iş için sıkıntı.

İbrahim Tekeş: Sizin bu işin kulisini Erzurum millet vekilleri yaptı başbakanlıkta. Abi bu adama nasıl ulaşılamıyor ki? Erzurum kazansın diye yapın bu işi, niye başkası kazanıyor diyen olmuyor mu?

Muhittin Aydın: Bir milletvekilinin yeğeni 1 yıl öncesinden İstanbul da ajansları geziyor sonra Ankara'ya gidiyor. Ankara da bir bankanın işlerini alan ajansa gidiyor. Diyor ki biz 2011 işlerini alacağız beraber çalışır mıyız kurumsal çalışacağız. Demişler ki siz necisiniz? Oda benim abim milletvekili demiş. Üniversite de hocaydı şimdi milletvekili. Yani şimdi işin ne kadar çirkefleştiğine, seviyesinin ne kadar düştüğüne bakar mısınız? Ondan dolayı o alır ona verir öbürü alır ona verir yani ben diyorum delikanlı olsunlar erkek olsunlar, yapmasınlar .

Serdar Koç: Yapmayın, hep beraberde toplanın gidin vali beyin yanına.

Muhittin Aydn: Billboard basıyor musunuz? Burada kimse billboard basmıyor .Sorun çok. Nadiren 3-5 kişi. Şimdi bilboardları megaboard ve raketleri vatandaşın biri basıyor. Emin olun bu adam bu işin ehli değil, bu işe kabaktan gelme bir firma. Lahmacuncu. O adamın tekliflerini imzalayan adamlar var. Yoksa delikanlı gibi biz imzalamıyoruz deyin, hadi. Siz adama imkan sağlarsanız açarsanız önünü, adamın darda kalmasını ortadan kaldırırsanız, ortada size bilboard, raket kalmaz, yetmedi tabelada kalmaz, giydirme de kalmaz. Yarın öbür gün kapısında sayılır 1 araba giydirdi, 2 araba giydirdi bir tanesi kaçsa da bize gelse diye bekleriz. Biz büyütüyoruz abi delikanlı değiliz biz.

Bünyamin Emeç: Arkadaşlar biz başkalarını eleştirerek bir yere gelemeyeceğiz. 2011 organizasyonuyla ilgili kurumsal kimlik çalışmasını almış bir firma. Bu anlamda sevindim. Bir anlamda da açık konuşalım sportsnet'in Erzurum’daki işleri aldığına da sevindim. Neden? Çünkü hepimiz bu işin altında kalacaktık. Bizde birlik var mı? gelin hadi herkes açık açık konuşsun. Kaç kişi bu işin altından kalkar herkes kendisini söylesin. O zaman üç dört kişi bir araya gelelim. Diyelim ki benim elimde bu firma ilgili dosyalar var. Belediye ile ilgili yapmış olduğu yolsuzluk dosyaları da var. Belki Önder beye bahsetmişimdir. Haftalık trilyonlar bu şehirden gidiyor. Hem esnaftan hem de bizim cebimizden gidiyor. Elektrik saatinin takılmadığı bir çok megalight ta var. Hadi gelin bunları birlikte yapalım. İş konuşmaya gelince herkes konuşuyor. Ben reklam sektöründe de değilim 1.5 yıldır girdim. Ben şunu da söyleyeyim 1.5 yıldan daha önce medya pazarlıyordum. Çekimi senedimi alıyordum öyle iş yapıyordum. Tabela sektörüne girdikten sonra Serdar beyin dediği gibi 180 günlük çeki ben tabela sektöründe gördüm. Niye kime konuşayım? Ağabeylerimiz dediğiniz adamlar rahat hareket etmişler, rahat iş yapmışlar rahat oldukları için tabelacıyı gördü mü tabelacı diyorlar. Sorun biziz, başkasında aramayın. Biz kendi kurumsal yapımızı kurduktan sonra kimse bir şey yapamaz. Yarın dört tanesi bir araya gelir başka bir yerden gelirler. Toptancılar merkezine bugün Muş'lular hakim oluyor Erzurum da. Niye? Büyük gelir burada, geliyor büyüğünü kuruyor. Yarında gelir büyük bir firma bir tane baskı merkezi kurar.

Bekir ZENGİN
(Birebir Reklam):
"16-17 yaşında çıraklıktan yeni çıkmış arkadaşları alıp dijital baskının önüne oturtuyoruz."


7 sene boyunca Pimms ve Prodigitalin Teknik Servis Müdürlüğünü yaptım daha sonrada sizler gibi bir firma kurup tabela ve dijital baskı işleri yapıyorum. Düşündüğünüz gibi Prodigital de çalışmıyorum ve oradan malzeme almıyorum. Zaten malzeme satışı yapmıyorlar. Makine alıyorum çünkü makineleri başarılı makineler olduğu için alıyorum.
Aynı sorunlar İstanbul'da bizde de var ama ben değinmeyeceğim sadece makinelerin alımlarıyla ilgili teknik boyutlarına değineceğim. Bunlara boyalarda dahil olmak üzere.
Az önce sohbet ederken çoğu firmanın maliyetlerden haberdar olmadığı daha doğrusu maliyet hesabı yapmayı bilmediğini duyduk.
Bizler hep fuarlarda satıcı firmaların söylediği sözleri baz alarak aldık.
Ben 7 sene boyunca bu işi yaparken herkese şunu söyledim 1 dolara brandayı alırsın 50 sent boya maliyetin vardır 50 senti işletme maliyetin vardır dedik ama hiç kimse sen benim işletme maliyetimi nerden biliyorsun diye sormadı, kaç m2 bastığımı nerden biliyorsun diye sormadı. Herkes cebine 50 senti koydu ve hesabını ona göre yaptı.
Şunu hesaplamanız gerekiyor. Atıyorum sizin işletmenizin aylık maliyeti 10 milyar olabilir 50 sentten hesapladığınız zaman yaklaşık 1 milyondan hesaplarsak 10 bin m2 iş basmanız lazım ki 50 sente denk gelsin ama bu Erzurum da sizin için mümkün olmayacağına göre bu yanlış bir hesaptır. Kişiler makine alırken de işi satarken de bu hesabı yapmıyorlar. İstanbul ile rekabet az önce burada da konuşuldu. İstanbul'da da burada da 7 liraya yapılıyor ama İstanbul'daki hacim çok daha büyük bir hacim. Biraz önce söylediğiniz gibi 20 milyona değil 50 milyona hitap ediyor. Türkiye'nin hemen hemen her noktasına hitap ediyor. Kalan kısımları bölgesel firmalar yapıyor. Otomatikman maliyetler tabiî ki daha aşağıda.
Bende bir reklamcıyım ve baskı merkeziyim ortalama 30 bin m2 civarında bir baskı yapıyorum. Tabii ki benim işletme maliyetimle birim fiyatım sizinle aynı olması mümkün değil ama burada müşteriler size bunları sunarken sizinde onlara sunmanızı gereken başka bir şey var, o da o işin İstanbul'dan buraya gelmesi zaman ve maddiyat olarak maliyeti arttırıyor. Bunları da sizin artıya çevirmeniz gerekiyor.
Benim Türkiye'nin her yerin de gördüğüm en büyük sıkıntı biz malzeme seçimi yapmıyoruz. Sadece sipariş verirken brandanın gramajını konuşuyoruz o kadar. Makinenize uyan yapısı olup olmadığını üzerindeki ilaçlamanın doğru olup olmadığını sorgulamıyoruz. Bazen güzel bazen kötü çıkıyor diyoruz. Aslında aldığınız ürün bazen doğru bazen de yanlış ürün.
Aldığınız boyada öyle yani kaç kişi acaba aldığı boyanın tarihine bakıyor çok merak ediyorum. Çünkü çok firmada ben 6-7 ay süresi geçmiş boyaların satıldığını gördüm. Daha ucuza satılıyor 30 liraya alacağınıza belki 25-20 liraya alıyorsunuz. Ucuza aldığınızı düşünüyorsunuz ama size çok daha büyük maliyet çıkartmaya başlıyor. Çünkü kafalara ulaşmasa bile filtrelere hortumlara kadar ciddi anlamda hasarlar vermeye başlıyor. Siz orada 5 $ kazandığınızı düşünürken 500$ harcamaya başlıyorsunuz.
Avrupa seyehatlerimin birisinde bir kumaş beğendim çokta başarılı olduğunu düşündüğüm bir kumaştı. Fiyatını sorduk bir reklamcı arkadaşımızla bize verilen cevap benim için üzücü bir cevaptı. Kartımızı uzatıp Türkiye'den olduğumuzu söyleyince Avrupalı fiyat vermek istemedi. Biz biraz ısrar edince firmamızın büyük olduğunu talep edebileceğimizi söyleyince dedi ki siz 5 $ a basıyorsunuz bu malzeme 5 euro siz başka tarafa doğru devam edin. Biz a grubu b grubu c grubu dediğimiz ürünlerin hep en adisini en bozuğunu kullanıyoruz. Bunları yapanlarda bizleriz. Niye? Çünkü hep telefon açtığımızda ilk sorduğumuz şey kaç lira oldu. Kalitesinin ürünün markasının ne olduğu bizi hiç ilgilendirmiyor.
Artık öyle bir noktaya gelindi ki arkasında marka yazmayan folyo kullanmaya başladık. Ondan sonrada sonuçlarından memnun değiliz 50 tane bir üründen basıyoruz. Yan yana koyduğunuzda 10 tanesi farklı çıkıyor. Ben teknik servis işleri de yaptığım için çok dolaşıyorum. Çok fazla gördüğüm şeylerden bir tanesi bu branda güzel ama zemin bastığımızda sorun çıkartıyor. Aslında branda doku olarak yeterli boya miktarını doldurabilecek kapasitede değil. Niye? Çünkü 90 sente aldınız 1.1 dolara satandan almadınız? Bununda bedelini aslında firelerle ödüyoruz.
İşin çok ilginç bir tarafıda 90 sente aldığımız bir ürünü en azından İstanbul için konuşayım bunu 1.1 dolara aldığı brandayı 6 $ a basıyorsa 90 sente aldığını 4 $ a basıyor. Arada 20 sent indirim alırken müşteriye 2 dolar indirim yapıyor. Bunun adına da ticaret deniliyor.
Türkiye baskı konusunda kendini git gide geliştiriyor ama bunların başında çok ciddi noktalar var. En önemlisi boya konusu. Boyayı kimden aldığınız çok önemli değil ama hangi boyayı hangi teknik özelliklere sahip bir boya aldığınızı ciddi anlamda bilmeniz gerekiyor. Türkiye de 2003-2004 yıllarında satılan boyalarla yapılan uygulamalar araçların üzerinde 5 sene gittiği çok baki görüldü. Ama bugün alınan boyaların çoğunda 1 sene bile dayanmıyor. Ne İstanbul da ne Antalya da ne Erzurum da ne de başka bir yerde. Çünkü ucuz adi boyaları kullanıyoruz. Maliyeti hep aşağılara çekebilmek için. Maliyeti aşağıya çekmek çoğu ticarethanede başarı olarak görülüyor. Ne kadar ucuza alırsak o kadar kar ederiz diyoruz ama biz aldığımız indirimlerin çok daha fazlasını müşteriye yansıtmaya başlıyoruz.
Yani ben şuna inanıyorum doğru malzeme kullanırsak çok daha düzgün baskılar elde ederiz. Çok daha başarılı ve uzun vadeli baskılar elde ederiz. Daha pahalıya aldığımız bir üründen daha fazla kar edeceğimize de eminim. Bunun içinde 10 senelik geçmişteki hikayelere dönüyoruz. Bir kesim ploterı alınıyordu. Aileden birisi, çocuğunuz veya kendiniz bunu kullanarak bu noktalara kadar gelindi ama dijital baskı makineleri için bu geçerli bir kavram değil.
Boyanın girdiği ünite amatör bir yapıyla kontrol edilebilecek bir ünite değil. O zaman makinenizi 30 verimliliğe düşürüyorsunuz. 2 aynı makineden 2 aynı boyadan 2 aynı programdan basılan iki çok farklı baskı görebilirsiniz. Bunun tek sebebi operatörün yeterince eğitilmemiş olması. Burada hem satıcı firmanın hem de alıcı firmanın eksiği var. Satıcı firma genelde kurulumu 1 yada 2 gün içerisinde bitiriyor. Baskıları gayet güzel yapıyor sonucu teslim ediyor ama ne alıcı firma bunun uzaması için bir talepte bulunuyor nede bununla ilgili net sorular geliyor.
Çoğu yerde dolaşırken daha arkadaşlar teknik konuşacağım step ayarı yapmayı bilmiyorlar direction ayarı yapmayı bilmiyorlar. Bunlar kullanıcılar. Senelerdir o makineyi kullanan insanlar. Siz onu 2 tuşla yaptığınız zaman bu konun üstadı olarak bakıyorlar. Aslında çok basit herkesin bilmesi gereken şeyleri biz sektör olarak bilmiyoruz, bilmemek içinde inat ediyoruz. 16-17 yaşında çıraklıktan yeni çıkmış arkadaşları alıp dijital baskının önüne oturtuyoruz.
Bir makinenin etkili çalışması için en önemli faktör kullanıcıdır.Makine operatörü ne kadar makinesini iyi tanırsa o kadar az sorun yaşar. Her makinenin çalışma performansını etkileyen ince detaylar vardır. Bu detayları belki satıcı firma teknik servis personeli yeterli kadar bilmez ama kullanıcı kişi bu detayları çok daha iyi bilir. Çünkü artık o makine onun geçim kapısıdır ve sorunla karşılaşıp çözdükçe tecrübe sahibi olmuştur. Makinelerde elektronik aksamlarda arıza oluşmadıkça operatör kişi bu makinenin sorununu rahatlıkla çözebilir. Önemli olan soruna doğru yaklaşabilmektir.

ANKARA’DA İŞ BİTTİ. TOP ARTIK SİZDE
Gençlik ve Spor Genel Müdürü Yunus Akgül, 2011 Universiade Komite Başkanlarıyla bir araya gelerek çalışmalar hakkında bilgi aldı.
2011 Erzurum Universiade çalışmalarını yerinde görmek üzere Erzurum'a gelen Gençlik ve Spor Genel Müdürü Akgül, Genel Koordinatörlük binasında komite başkanlarıyla toplantı yaptı. Toplantı öncesinde açıklamalarda bulunan Akgül, oyunlar konusunda Ankara'da yapılması gerekenlerin tamamlandığını, bundan sonraki sürecin Erzurum'da devam edeceğini bildirdi.Akgül, kış oyunlarıyla ilgili tesislerde fiziki gerçekleşmenin yüzde 80 civarında olduğunu hatırlatarak, ''Ankara'da iş bitti, artık top sizde. Yavaş yavaş oyunlar merkezini Erzurum'a taşıyoruz. Genel Koordinatörümüz Bekir Korkmaz'da zamanının büyük bir kısmını Erzurum'da geçirecek. İnşaatlardan çok, organizasyon konusunda çalışmalara ağırlık verilecek. Bugün bu çalışmalarla ilgili hazırlıkları gözden geçireceğiz.''diye konuştu.

(Universiade Erzurum. Org Web Sitesinden)

 
Toplam Yorum = 0          Bu konu 73 kere okundu.
 
   
   DİĞER KONU BAŞLIKLARI  
   » Çay Sohbetleri Konya Durağı  
   » Shiraz Yazılım Firmasına Yeni İş Geliştirme Müdürü  
   » viscom Frankfurt 2010 fuarında ?Dijital Reklam Dünyası?  
   » Sektöre Malzeme Tedarik Eden Önemli İthalatçı Firmalar Arasında Yer Alan Yazım Reklam, Son Yıllarda Led Ürünlerine Ağırlık Vererek Reklam İmalatçılarına Yönelik Yeni Ürünler Geliştirmesi İle Dikkat Çekiyor.  
   » Özak Makine, ihtiyaca yönelik güvenilir çözümler sunmaya devam ediyor  
   » Enerji Dijital Yeniliklerini Sign Fuarında Sunmaya Hazırlanıyor  
   » Biriş Makine, Cnc Router Üretiminin Dışında Lazer Üretimine de Başladı  
   » Kristal Tekstil Üretici Kimliği İle Fespa ve Şangay Fuarındaydı  
   » GEÇMİŞTEN BUGÜNE TABELACILIK SANATI SIGN İSTANBUL 2010'DA HAYAT BULUYOR  
   » İstanbul Reklam yöneticilerinden Onur Beyler, FESPA ve ŞANGAY FUARLARINI DERGİMİZE DEĞERLENDİRDİ  
   
 

 Copyright 2008 Signgraphic