Sign Graphic Türkiye'nin ilk ve tek Açıkhava Reklam Dergisi        
 
 

 

 
 
 

 

 
 
 


  BİZ BİZE

 

 

Önce öğrenmeli  
                                                                                                                                                                                                  Emin Coşkun


 Eskiden bu meslekte eli fırça tutan, güzel yazı yazan ve resim yapma yeteneği olan sanatkar insanlar el emeği göz nuru ile yıllarını ve ömürlerini tüketerek tabela sanatını yaparlardı. Reklam tabelalarında resim ve yazı görsel olarak en etkileyici faktör olduğu için bu işe emek veren insanlar isim isim birer usta olarak anılır saygı görürlerdi. Daha dün sayılacak bir süre ,yani 15 yıl kadar önce diğital teknoloji işin içine girince bu el sanatı ustalarımız kısa süre içinde birer birer tarih oldular.

 Şimdi artık bu meslek makinalar ve bilgisayarlarla yapılmaya başlandı ve emeklisi, memuru, matbaacısı, bankacısı açıkhava reklamcılığına soyunup eski tabirle tabelacı oldular. Gerçekten yıllarını bu mesleğe vermiş atölyeler dışardan devşirme gibi bu işe girenler yüzünden zor günler yaşamaya başladılar. Teknolojisini büyütenler büyük rakamlı yatırım yapanlar ayakta kaldılar. Ama pasta küçüldü. Kârlar azaldı. Amansız rekabet bir şekilde reklam verenlerin işine yaradı.. İşi bilmeyenlerin, bir baskı ve bir kesim makinası alarak bu pastadan pay kapma ihtirasları yüzünden şimdi duvara dayanıldı. Piyasalarda ki durgunlukta ayrı bir konu.

Reklam verenlerin her hangi bir durgunlukta, ortamı kriz havasına sokup önce verdikleri reklamları kesmeleri gibi, bizim sektörde de reklam işi yapan, reklamcılıktan ekmek yiyenler kendi reklamlarını kesiyorlar. Bu reklamcılığa ihanettir demiyorum ama yanlıştır. Kendi işini sadece bir market bir restaurant gibi görme zihniyetidir. Köfteci dükkanı mı bu müşteri ayağına gelsin? Reklam yapmayı kendine masraf ve lüzumsuz gider görenlerin yarın kendileri neden şirketler, ajanslar reklam vermiyorlar diye sızlandıklarında önce kendilerine bakmaları, bindikleri dalı neden kendilerinin kestiklerini bir düşünmeleri lazım.

Lafı uzatmayayım. Ucu bu sektörün sektör olmasını sağlayan ilk ve tek dergisi SignGraphic’e de dokunuyor. Neden mi? Çünkü bu mesleği önceden adam yerine koymayanların hakir görenlerin çıkardıkları dergilere yönelerek tavır alanlaradır sözüm. Şimdi bu mesleği merdiven altından çıkardık, saygınlık kazandırdık, herkesi birbirine tanıtıp kaynaştırarak piyasaya olmadık hareketlilik canlılık getirdik ya suçumuz bu herhalde?

Milleti din allah kitap diyerek kandırmadık, ona buna yalakalık yapmadık, birilerini kayırıp iş takipçiliği, avanta ilişkiler peşinde koşmadık, mesleğin onurunu ve şerefini koruduk ya, İzmir’inden Ankara’sından bile bize hakaret edilse duyurduk ya... Düne kadar İstanbul’a adım atamayanlar, İstanbul yolunu bilmeyenler, bu şehirde yaşayıp elli metre ötesindeki meslekdaşını 40 yıl tanımayanlara cüzi bir fiyata reklam karşılığı hizmet etmemize rağmen tavır alanlara sitemimdir bu.

Bu derginin görevi sadece ona buna yalakalık yaparak suya sabuna dokunmadan ilan alıp röportaj yayınlamak değildir. Sektörün sorunlarını yaşamak, bilmek ve teşhis koymaktır. Bazılarının yaptığı gibi kokteyl partiler düzenletip boş muhabbet yapmayıp çareler aramak, mesleği en üst düzeye çıkarıp yıllık genel reklam harcamaları %5-6’larda sürünen açıkhava reklamcılık payını yukarılara çekmektir.

Nasıl ki yeni gelenlere sektörün duayenleri tepki gösteriyorsa yapmış olduğumuz bu hizmeti görmezlikten gelip, terzi kendi söküğünü dikemez misali reklamsız bu piyasada reklamcılık yapanlarında ağlamaya hakkı yoktur. Dünya küçüktür... Biz sevgiyle saygıyla büyüdük.. Büyüyen işimiz değil onurumuz ve kariyerimizdir.

Öğrenmek için zaman gerekir, sabır gerekir, ustaları izlemek gerekir. Dünya hızlandıkca zaman kısalabilir, ama öğrenmenin esası değişmez. Hangi meslekten olursak olalım, hangi işi yaparsak yapalım tecrübe kazanmadıkça, yapmış olduğumuz o işten hayır gelmez. Başarı beklemek hayal olur.

Lafım şimdi bu mesleğe damdan düşer gibi girenlere.. Burada anlatacağım hikaye öğrenmenin değişmeyen esasıdır...

Genç bir adam, caddelerdeki tabelalara bakar güzel yazı ve resimleri gördükçe imrenirmiş ve tabela ustası olmaya karar vermiş. "Bu mesleği yapacaksam, iyi bir tabela ustası olmalıyım," diye düşünmüş ve ülkedeki en iyi tabela ustasını aramaya başlamış.

Sonunda bulmuş; yanına varmış, bir süre bekledikten sonra usta tarafından kabul edilmiş. "Anlat, dinliyorum," demiş usta. Genç adam anlatmaya başlamış, tabelalara ilgi duyduğunu ve iyi bir tabela ustası olmaya karar verdiğini heyecanla anlatmış.

Yaşlı usta sesini çıkarmadan genç adamı dinlemiş, sözleri bitince de ona bir yazı fırçası uzatmış, "Bu bir samur fırçasıdır" dedikten sonra genç adamın eline fırçayı koymuş ve avucunu kapatmış. "Avucunu aynen böyle kapalı tut ve bir yıl boyunca hiç açma. Bir yıl sonra tekrar gel. Haydi şimdi güle güle," demiş ve şaşkın genç adamı öylece bırakıp kalkmış, odadan çıkmış.

Genç adam evine dönmüş, kendisini merakla bekleyen annesiyle babasına neler olduğunu anlatmış. Anlattıkça da kendisine çok anlamsız gelen bu hareketi ve soğuk konuşması nedeniyle kızdığı ustaya olan öfkesi artıyormuş.

Günler geçmeye başlamış. Genç adam sürekli söyleniyor, ama avucunu hiç mi hiç açmıyormuş. "Nasıl böyle budalaca bir şey yapmamı ister? Bir de ülkenin en iyi tabela ustası olacak. Bu saçmalığa bir yıl boyunca nasıl katlanacağım, böyle bir eziyetle nasıl yaşarım? Bu ne biçim ustalık. Ustalık kaprisi yapacaksa, bari başından yapmasaydı." diye devamlı söyleniyor, her önüne gelene ustadan yakınıyor, ama avucunu hiç açmıyormuş. Avucu kapalı uyuyor, bütün işlerini diğer eliyle yapıyormuş. Ve bu duruma da giderek alışmaya, diğer elini çok rahat kullanmaya başlamış. Uyurken de yanlışlıkla avucu açılıp fırça düşmesin diye hep yarı uyanık uyuyormuş. Böylece bir yıl geçmiş, her günü zorluklarla dolu, her gecesi de yarım uykuyla yaşanmış bir yılı tamamlanmış. Ve o gün gelmiş.

Genç adam tam bir yıl sonra, büyük ustanın karşısına çıkmış. Usta bir süre beklettikten sonra yanına gelince, genç adam ne kadar saçma bulursa bulsun, bu sınavı başarıyla tamamlamış olmanın verdiği gururla elini uzatmış, avucunu açmış.

"İşte fırçan!" demiş.
"Bir yıl boyunca avucumda taşıdım, şimdi ne yapacağım?"

Yaşlı usta sakin bir sesle cevap vermiş:
"Şimdi sana bir baska bir fırça vereceğim, onu da aynı şekilde bir yıl boyunca avucunda taşıyacaksın."

Bu söz üzerine genç adam bütün sükunetini kaybetmiş, bağırıp çağırmaya başlamış. Yaşlı ustayı bunaklıkla, delilikle suçlamış, tabela ustalığını öğrenmek için gelen genç bir insana böyle eziyet ettiği için, hasta olduğunu bağıra çağıra söylemiş.

Genç adam bağırıp çağırırken, yaşlı usta ona hissettirmeden bir başka fırçayı avucuna sıkıştırmış. Öfkeden yüzü kıpkırmızı genç adam, bir yandan bağırıp çağırırken avucundaki fırçayı hissetmiş. Durmuş, fırçanın kıllarını biraz daha sıkmış ve heyecanla konuşmuş:

"Bu fırça, samur fırça değil usta!...”
Sağlıcakla kalın...

 

Hazır Site Tasarım

 Copyright 2006 Signgraphic